Ehl-i Beyti Tanı

Ehl-İ Beyt (a.s)’ı Geregince Tanımak 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyuruyor:  

kelebek “Ben sizin aranızda iki değerli şey bırakıyorum: Allah’ın Kitabı ve öz akrabalarımdan olan Ehl-i Beytim. O ikisine sarıldığınız müddetçe, benden sonra asla (doğru yoldan) sapmazsınız. Gerçekten o ikisi (Kevser) Havuzun(un) yanında tekrar bana gelinceye kadar birbirinden ayrılmazlar.”

Ehl-i Beyt (a.s), İslam semasının parlak yıldızları ve ışık saçan güneşleridirler. Onlar, Resulullah (s.a.a)’a iktida eden (uyan) kâmil insanlık örnekleridirler. Onlar, Hz. Peygamber (s.a.a)’in ilim kaynağından faydalanmış, risalet evinde büyümüş, onun yolunda hareket etmişlerdir. Onlar, ümmeti Allah’ın Kitabı’na ve Hz. Peygamber’in sünnetine sarılmaya davet ederek, kendi yaşantılarında da bunun en güzel örneğini sergilemişlerdir. Onlar, halkı hakka çağırmış, bir an bile haktan uzak kalmamışlardır. Onlar, yukarıdaki hadisin açıkladığı gibi, hiçbir zaman Kur’an-ı Kerim’den ayrılmamışlar, ayrılmazlar. Onlar, Kur’an-ı Kerim’de açıklanan bütün değerlerin ve yüce makamların en güzel örnekleridirler. Kur’an-ı Kerim onlar hakkında açıkça şöyle buyuruyor:

“Allah, ancak siz Ehl-i Beyt’ten her çeşit pisliği ve kötülüğü giderip sizleri tertemiz kılmak ister.” (Ahzab/33)

Ehl-i Beyt’in üstün makamı ile ilgili olarak nazil olan ayetler ve rivayet edilen hadislerin çokluğundan dolayı Ehl-i Beyt (a.s), tarih boyunca bütün Müslümanların yöneldiği tek mihver durumuna gelmiş ve çeşitli kesimler, onların ilim ve marifet nurlarından faydalanmak için onların kapısına gelmişlerdir.

Ehl-i Beyt’in tarihini ve onların ilmî siretini mütalaa edip araştıran kimse, Ehl-i Beyt İmamları’nın (a.s) önemli rolünü ve taşıdıkları sorumlulukları iyice anlayabilir. Onlar, mukaddes İslam şeriatını tahrif ve bidatlerden korumak, İslam akidesinin asaletini muhafaza etmek, İslam’ın yüce ilkelerini uygulamak ve ümmeti hidayete erdirmek uğruna cihat etmiş, canlarını bile bu yolda feda etmişlerdir.

İslam ümmetinin birliğinin yegane mihveri olabilecek Ehl-i Beyt’in tarihinin, her geçen gün daha iyi anlaşılması ve insanların hidayet ve nura doğru yönelip saadete ulaşmalarında onlara yardımcı olması, oldukça sevindirici bir gelişmedir.

Biz, Müslüman kardeşlerimizi Ehl-i Beyt’in makamlarını tanımaya davet ederken, aslında onları Ehl-i Beyt’in yolunu takip etmeye ve emperyalizm ile Siyonizm karşı verdikleri mücadelede, Müslümanları zaafa uğratmak, dağıtmak ve aralarına tefrika sokmak isteyen güçlerin karşısında bilinçli ve uyanık olmaya çağırıyoruz.

Ey Muhammed (s.a.a) ümmeti ve ey Ehl-i Beyt (a.s) dostları! Gelin Kur’an ve Ehl-i Beyt’te birleşelim! Çünkü izzet, keramet ve şerefimiz, İslam’a sarılıp, Allah’ın (c.c) Kitabı, Peygamber’in sünneti ve Ehl-i Beyt’in sireti üzere amel etmektedir...

“De ki: Amel edin. Amellerinizi Allah da, Resulü de, müminler de görecektir.” (Tevbe/105)

“Ehl-i Beyt” kelimesi, Hz. Peygamber (s.a.a)’i seven, ona iman eden, yolundan giden herkes için sönmeyen nur ve sonsuz fazilet ve muhabbet kaynağının ifadesidir.

Müslümanlar, ilahî vahyin bu mübarek ismi andığı zamandan beri bu şanlı isimle tanışmışlardır.

“Allah, ancak siz Ehl-i Beyt’ten her çeşit pislik ve kötülüğü giderip sizleri tertemiz kılmak ister.” (Ahzab/33)

Bu ayet-i kerimenin nazil olmasıyla İslam toplumunda hakka uzanan gerçek hareket yolu ve İslamî hedeflere doğru giden çizginin sınırı belirlenmiş oldu. Bu ayetle Ehl-i Beyt’in İslam ümmetinin hayatındaki rolü beyan edilerek, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan Allah-u Teala’nın, her çeşit pislik ve kötülükten temizleme iradesinin sadece onlara mahsus kılındığı ifade edilmiştir.

İslamî ilimler üzerinde araştırma yapan ve İslam ümmetinin siyasî hayat sahasında görüş sahibi olan kimselerin belirttiği üzere, bu ilahî beyan ve açıklama, İslam ümmetinin hayatı, İslam tarihinin oluşması ve İslam uygarlığının kurulmasında özel bir anlam taşımaktadır.

Bu ayetler, Peygamber’den sonra İslam’ın anlayış ve mantığına uygun olarak tarihin akışının yön ve çerçevesini belirlemiştir. Allah-u Teala, Ehl-i Beyt’e, bütün günahlardan, kötülüklerden ve hatalardan pak ve temiz olma sıfatını verdikten sonra, “Sizin Allah katında en değerli ve üstün olanınız, en takvalı olanınızdır.” (Hucurat/13) hitabı gereğince, örnek olmak ve rehberlik etmek için liyakatin en yüce derecesinin onlarda olduğu ortaya çıkmaktadır.

Kur’an-ı Kerim’de ve Peygamber (s.a.a)’in sünnetinde araştırma yapan herkes görecek ki, hangi mezhepten olursa olsun, bu ümmetin fikir adamları, müfessirleri, muhadisleri, siyer yazarları, tarihçileri, fakihleri, edipleri ve arifleri Ehl-i Beyt’in yüce makamından söz etmişlerdir.

Çeşitli mezheplerden olan Müslümanların yazdıkları hadis, siyer, tarih, tefsir, edebiyat, şiir, vb. kitaplarda bu mübarek soyun azameti belirtilmiş ve genellikle bu konuya özel bir yer verilmiştir.

Yine imanın, Hz. Peygamber (s.a.a)’in ve onun Ehl-i Beyt’inin (a.s) sevgisiyle ölçülmesi inancına binaen, onların muhabbetini kalplere yerleştirmek için ümmetin adeta bir yarışa girmesi, onlara zulmeden ve düşmanlık besleyenlere karşı nefret ve tiksintilerini açığa vurmaları, sözümüzün bir başka kanıtıdır.

Ehl-i Beyt (a.s), ilimde, takvada, ahlakta, şerefte, hak yolunda sebat göstermede, İslam’ı her şeylerini feda ederek korumada, zulüm ve tuğyana karşı çıkmada eşsiz insanlardırlar. Bu yüzdendir ki, bütün Müslümanlar Ehl-i Beyt’in sahip olduğu makamın, şerefin ve Allah’ın onlara tahsis ettiği faziletlerin, başka hiçbir kimsede olmadığında ittifak etmişlerdir.

Evet, yalnızca bu mübarek aileyi, Allah (c.c), bütün kötülük ve günahlardan pak ve temiz kılmıştır...

Yine yalnızca onları sevmeyi, Allah (c.c), bu ümmete farz kılmış ve onları sevmeyi, Peygamber (s.a.a)’in, ümmeti üzerinde bir hakkı olarak belirlemiş ve şöyle buyurmuştur:

“(Ey Peygamber, Müslümanlara) De ki: Ben peygamberlik vazifesi (yolunda çektiğim zahmetlerin) karşısında, sizden hiçbir ücret istemiyorum; sizden istediğim, ancak yakınlarıma (Ehl-i Beyt’ime) muhabbettir. Kim bir iyilik yaparsa, biz onun sevabını daha da artırırız.” (Şûra/23)

Yine Allah (c.c), yalnızca onlara beş vakit namazda salat ve selam etmeyi ve Peygamber’in isminin yanında onların da isminin anılmasını farz kılmıştır. Allah-u Teala Kur’an’da şöyle buyuruyor:

“Şüphesiz, Allah ve melekleri, Peygamber’e salat ve selam ediyorlar; ey iman edenler, (siz de) ona (Peygamber’e) teslimiyetle salat ve selam edin.” (Ahzab/56)

Müslümanlar Peygamber’den, kendisine nasıl salat edeceklerini sorduklarında, salat etmenin şeklini onlara şöyle öğretti:

“Deyin ki: Allah’ım, Muhammed’e ve Muhammed’in âline (Ehl-i Beyt’ine) salat et; nasıl ki İbrahim’e ve İbrahim’in âline salat ettin. Şüphesiz ki sen beğenilmiş ve yüksek mertebelisin.”

Bu ümmetin içinde Ehl-i Beyt’ten başka bu yüce sıfatları haiz olan hiç kimse yoktur. İşte buradan, Ehl-i Beyt’in (a.s) sevmenin farz oluşu, onlara tabi olup, gittikleri yoldan gitmenin bütün Müslümanlara gerekli olduğunun sırrı ortaya çıkmaktadır.

Kur’an-ı Kerim’in, Ehl-i Beyt (a.s) üzerinde bu kadar ısrarla durmasından, onların azamet ve makamlarını açıklamasından maksat, Müslümanların Hz. Resulullah (s.a.a)’den sonra onları önder kabul etmeleri, onları sevmeleri ve onlara itaat etmeleridir.

Kur’an-ı Kerim’in onları bu şekilde tanıtmasında itikadî ve mektebî amaçtan başka bir hedef güdülmemektedir. Bütün bunlar, Müslümanları tefekküre ve düşünmeye sevk edip, Kur’an’ın ve Peygamber’in ümmete imam ve önder olarak tanıttığı bu seçilmiş insanları daha iyi tanımaya çağırıyor.

 

Yorum Yaz